Kategoriler
Yazılarımız

İş Kazası Ve İş Kazasının Unsurları

Sanayi devrimi sonrası özellikle 20. yüzyılda ulaşılan teknolojik imkânların çalışma hayatı üzerinde yarattığı olumlu etkilerin yanında, olumsuz etkileri de olmuştur. Sanayileşme süreci ile birlikte çalışanların iş ortamında karşılaştıkları riskler artmıştır. Karmaşık üretim süreçleri ve yeni teknolojiler ile birlikte işçiler, iş hayatında makinelerle çalışmaya başlamış ve iş kazaları insana bağlı nedenlerden kaynaklanmanın yanında fizik ve mekanik çevre koşullarına bağlı nedenlerle de artmaya başlamıştır. İş hayatına dahil olan makineler ve mekanik aletler işin daha hızlı yapılmasını sağlasa da bunlara eşlik eden işçiler bu hıza, karmaşaya uyum sağlayamayabilmekte ve/veya iş güvenliği önlemlerinin yeterli olmadığı durumlarda, dış etkenlerden de kaynaklanan nedenlerle, bazen de işçinin kendi kusurundan kaynaklanan nedenlerle iş kazaları meydana gelebilmektedir.

İş kazası nedenleri olarak; teknolojinin geriliği, güvenlik önlemlerinin yetersizliği, mevzuatın çalışanların tamamını kapsamaması, kayıt dışı istihdamın yüksekliği, çalışanların eğitim düzeyinin yetersizliği ile iş kazası ve meslek hastalıkları ile ilgili sosyal güvenlik sisteminin yetersizliği gösterilmektedir. Bunlara ek olarak belirtmek gerekir ki iş sağlığı ve güvenliği alanında yetişmiş uzman personelin azlığı, mevzuatın iş sağlığı ve güvenliği açısından küçük işletmeleri dışsallaştırması, küçük ve orta ölçekli işletmelerin iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin kural ve zorunluluklara riayet etmemeleri, iş müfettişi ve denetimlerin yetersizliği gibi nedenler iş kazalarının artmasının diğer nedenleridir.

İş kazası kavramının ulusal mevzuat içerisindeki durumuna bakıldığında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda iş kazasının tanımının yapıldığı görülmektedir. 6331 sayılı Kanununa göre iş kazası “işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hale getiren olay” olarak tanımlanmaktadır. 5510 sayılı Kanun bakımından ise iş kazası; “Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle veya görevi nedeniyle, sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş veya çalışma konusu nedeniyle işyeri dışında, İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle, bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, ed) Emziren kadın sigortalının, çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, mziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olay” olarak ifade edilmektedir. 5510 sayılı kanundaki tanım ile 6331 sayılı kanundaki tanım karşılaştırıldığında 6331 sayılı kanundaki tanımın daha dar kapsamlı olduğu görülmektedir.

Yukarıda sunulan tanımlardan da anlaşılacağı üzere her kazanın iş kazası olarak kabul edilmesi mümkün değildir. İş kazasını herhangi bir kaza olayından ayırt eden unsurlar; kazaya uğrayanın sigortalı olması, sigortalının kaza sonucu bedenen ve ruhen engelli hale gelmesi ve uygun illiyet bağının bulunmasıdır.

              A- KAZAYA UĞRAYANIN 5510 SAYILI KANUN ANLAMINDA SİGORTALI OLMASI

5510 sayılı kanuna göre kaza sonucu bedence ve ruhça özre uğrayanın, sigortalı bir kimse olması zorunludur. Kanunun 3. maddesinde sigortalı; kısa ve/veya uzun vadeli sigorta kolları bakımından adına prim ödenmesi gereken veya kendi adına prim ödemesi gereken kişi olarak tanımlanmıştır.

               B- SİGORTALININ KAZAYA UĞRAMASI

Genel anlamda kaza; istem dışı veya umulmayan bir olay dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin veya bir aracın zarara uğraması olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım geniş anlamda bir tanım olmakla birlikte 5510 sayılı kanunda bu kapsam daraltılmış ve yukarıda da izah ettiğimiz üzere belirli şartlar dahilinde gerçekleşen kaza, iş kazası olarak kabul edilmiştir.

Bu bağlamda belirtmek gerekir ki 5510 sayılı kanunun 5754 sayılı kanun ile değişik 13. maddesine göre bir kazanın iş kazası olarak kabul edilebilmesi için sigortalının sadece kazaya uğraması yeterli olmamakta, bu kazanın ayrıca aşağıda açıklanan şekilde/yerde/zamanda gerçekleşmesi gerekmektedir.

             a- Sigortalının İşyerinde Bulunduğu Sırada Kazaya Uğraması

5510 sayılı yasa sigortalının işyerinde bulunduğu sırada uğranılan kazayı başka bir şartın gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın iş kazası olarak kabul etmiştir. Bu bağlamda gerçekleşen kazanın iş kazası olup olmadığının tespiti için kazanın işyerinde gerçekleşip, gerçekleşmediğine bakılacaktır.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununda işyeri; “Mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile çalışanın birlikte örgütlendiği, işverenin işyerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen işyerine bağlı yerler ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim yerleri ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçları da içeren organizasyonu” olarak tanımlanmıştır.

5510 sayılı kanunun işyeri, işyerinin bildirilmesi, devri, intikali ve nakli başlıklı 11. maddesinde ise işyeri; “sigortalı sayılanların maddî olan ve olmayan unsurlar ile birlikte işlerini yaptıkları yerlerdir. İşyerinde üretilen mal veya verilen hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen işyerine bağlı yerler, dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden veya meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ile araçlar da işyerinden sayılır.” şeklinde tanımlanmıştır. 

Hem 6331 sayılı kanunda hem de 5510 sayılı kanunda çok geniş kapsamda bir işyeri tanımı yapıldığı görülmektedir. Kanunlarda bu derece geniş anlamda işyeri tanımı yapılmasındaki amaç; kapsamı genişletmek suretiyle sigortalının korunmasını sağlamaktır.

Yargıtay kararlarına bakıldığında Yargıtay’ın, kanunlarda yapılan geniş işyeri tanımına ve amaca uygun kararlar verdiği görülmektedir. Örneğin Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 14.9.1994, 11128/16216 kararında işverence temin edilen otelde meydana gelen kazanın illiyet bağı aranmaksızın iş kazası olduğunu kabul etmiştir. Belirtilen kararda Yargıtay, otelin işverence temin edilmesini; gerçekleşen kazayı, iş kazası olarak kabul etmek için yeterli saymış ve işyeri kapsamını geniş tuttuğunu bu kararı ile de göstermiştir.

             b- Sigortalının İşveren Tarafından Yürütülmekte Olan İş Nedeniyle, Sigortalı Kendi Adına Ve Hesabına Çalışıyorsa Yürütmekte Olduğu İş Nedeniyle Kazaya Uğraması

5510 sayılı kanuna göre bir kazanın iş kazası olarak nitelendirilebilmesi için sigortalının, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle, sigortalı kendi adına ve hesabına çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle kazaya uğraması gerekmektedir. Kanun maddesinde iş kazasının işveren tarafından yürütülmekte olan bir iş nedeniyle gerçekleşmiş olarak tanımlanmasından kazanın iş yeri dışında cereyan etse dahi örneğin işverenin sigortalıyı işyeri dışında bir görev için başka yere göndermesi halinde gerçekleşen kazaları da kapsadığı anlaşılmaktadır.

Bu kanun hükmü uygulanırken sigortalının işverenin talimatıyla ve işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle iş kazasına uğrayıp uğramadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında sigortalının işyerine ait lokalde elektrik arızasını gidermek için görevli olarak bulunduğu sırada kalp krizi neticesi ölmesini iş kazası olarak kabul etmiştir.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 12.7.2011, E.2010/14098, K.2011/6281 sayılı kararında trafik kazasının, işverence yürütülmekte olan iş nedeniyle gerçekleştiği ispat edilemediğinden, kazayı iş kazası olarak nitelendirmemiştir. Bu örnek kararlardan da anlaşılacağı üzere bir kazanın iş kazası sayılabilmesi için sigortalının, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle, sigortalı kendi adına ve hesabına çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle kazaya uğraması gerekmektedir.

             c- Bir İşverene Bağlı Olarak Çalışan Sigortalının, İşveren Tarafından Görev İle Başka Bir Yere Gönderilmesi Yüzünden Asıl İşini Yapmaksızın Geçen Zamanlarda Kazaya Uğraması

5510 sayılı kanunda sigortalının işini yaptığı zamanlarda uğradığı kazaların iş kazası sayılması yanında sigortalının, işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda kazaya uğraması hali de iş kazası olarak kabul edilmiştir.

             d- Emziren Kadın Sigortalının Çocuğuna Süt Vermek İçin Ayrılan Zamanlarda Kazaya Uğraması

Bilindiği üzere 4857 sayılı İş Kanununun 74. Maddesinde kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam 1,5 saat süt izni verileceği hükme bağlanmıştır. Ayrıca kanun maddesine göre bu sürenin kaça bölünerek kullanılacağını ve hangi saatler arasında kullanılacağını da kadın işçi belirleyecektir. İşçinin kullanacağı bu 1,5 saatlik süre çalışma süresinden sayılır.

              e- Sigortalının, İşverence Sağlanan Bir Taşıtla İşin Yapıldığı Bir Yere Gidiş Gelişi Sırasında Kazaya Uğraması

Bu maddeden anlaşıldığı üzere işveren tarafından sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere götürülüp getirilmeleri esnasında meydana gelen kazalar iş kazası olarak kabul edilmektedir. Söz konusu hükmün uygulanabilmesi için öncelikle taşıtın işveren tarafından sağlanması, ayrıca da sigortalının işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında kazaya uğraması gerekmekte olup, taşınma aracının işverene ait olması zorunluluğu bulunmamaktadır. Başka bir kişiye ait araçla da taşıma yapılmış olabilir. Burada önemli olan, aracın işveren tarafından sigortalıların işyerine geliş gidişleri için tahsisi edilmiş olmasıdır.

              C- SİGORTALININ UĞRADIĞI KAZA SONUCU BEDENSEL VEYA RUHSAL BİR KAZAYA UĞRAMASI

5510 sayılı kanuna göre bir kazanın iş kazası olarak nitelendirilebilmesi için sigortalının uğradığı kaza sonucunda hemen ya da sonradan bedensel veya ruhsal olarak engelli hâle gelmiş olması gerekmektedir. Kanunda belirtilen bedensel özürden/engelden vücudun iç veya dış organlarında meydana gelen yaralanmalar (kırık, yanık, körlük, iç kanama, beyin kanaması gibi) ruhsal özürden ise ruhen yaşanan rahatsızlıklar (hafıza kaybı, akıl hastalığı gibi) anlaşılmalıdır. Vücutta meydana gelen önemsiz yaralanmaların (sıyrıklar gibi) iş kazası olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Ölümle sonuçlanan olayların iş kazası sayılacağı ise tabiidir.

              D- KAZA OLAYI İLE SİGORTALININ UĞRADIĞI ZARAR ARASINDA İLLİYET BAĞININ BULUNMASI

5510 sayılı kanuna göre bir kazanın iş kazası olarak nitelendirilebilmesi için kaza olayı ile sigortalının uğradığı zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Esasen belirtmek gerekir ki kaza ile sigortalının uğramış olduğu bedensel veya ruhsal zarar arasında neden-sonuç ilişkisinin bulunması gerekmektedir. Zira ortaya çıkan sonucun kazaya bağlanamadığı durumlarda, gerçekleşmiş olan kazayı 5510 sayılı kanun kapsamında iş kazası olarak kabul etmek mümkün olmayacaktır.

11.01.2019

Av. Gönül AKYASAN BİRSEN

Yasal Uyarı