Kategoriler
Yazılarımız

Eşin Birlik Görevini Yerine Getirmemesi Nedenine Dayalı Olarak Boşanma

Türk Medeni Kanununun, “Evliliğin Genel Hükümleri-Haklar ve Yükümlülükler” başlıklı 185. Maddesine göre “Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” Söz konusu madde hükmü evlilik birliğinin devamı açısından vazgeçilmez, birincil öneme sahip bir hükümdür. Nitekim mutluluğun sağlanması için tarafların üzerlerine düşeni yapmaması halinde bir evliliğin devam edebilmesi mümkün değildir.

Yine Türk Medeni Kanununun, “Konutun seçimi, Birliğin Yönetimi Ve Giderlere Katılma” başlıklı 186. Maddesine göre ise “Eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar.” Kanunda düzenlenen bu madde ile taraflar arasında eşitlik gözetilmiş ve her iki tarafa da evlilik birliğinin devamı için sorumluluklar/görevler yüklenmiştir.  Eşlerin birlik görevine aykırı hareket etmeleri, evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma davasında (TMK m. 166 f.1) boşanma konusu davranışlardan sayılmaktadır.  Aynı şekilde eşlerin birlik görevine aykırı hareketleri, güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile birliğin giderlerine katılmamaları “ekonomik şiddet” olarak adlandırılmaktadır.

Evlilik birliği “eşitliğe”, “ortak görevlere” ve “karşılıklı saygıya” dayalı bir hukuksal-ekonomik bir birlikteliktir. Birliğin devamı için eşlerin ortak hareket etmeleri ve birliği beraberce yönetmeleri gerekmektedir. Kanun maddesinin açık hükmünden de anlaşılacağı üzere evlilik birliğinin yönetimi eşler için hem bir hakkı, hem de yükümlülüğü ifade etmektedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 17.02.2005 tarihli, 114-2307 sayılı kararında “…Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davalının birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre boşanmaya (TMK md. 166/1) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile reddi doğru bulunmamıştır.” şeklinde karar vermiştir.

Yargıtay kararlarından da anlaşılacağı üzere evlilik birliği, sadece tek tarafın menfaati veya sorumluluğu üzerine kurulamayacağı gibi, evlilik birliğinde taraflar, birliğin devamını sağlamak için birbirlerine yardımcı olmak zorundadırlar.

Yine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2013/18887 Esas, 2014/2033 Karar sayılı ve 06.02.2014 tarihli kararı ile “Mahkemece taraflar eşit kusurlu kabul edilerek boşanma kararı verilmiş ise de toplanan delillerden davalı-davacı kocanın eşine şiddet uyguladığı, davacı-davalı kadının ise eşine şiddet uyguladığı, ailesinin evliliğe müdahale etmesine sessiz kaldığı, birlik görevlerini yerine getirmediği, eşinden ekonomik gücünün üstünde taleplerde bulunduğu, eşinin ablasını tehdit edip vurmaya teşebbüs ettiği anlaşılmıştır. Gerçekleşen bu duruma göre, evlilik birliğinin temelden sarsılmasına neden olan olaylarda, davacı-davalı kadının daha fazla kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle iken tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi ve bu hatalı kusur tespitine bağlı olarak davalı-davacı kocanın maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddedilmesi ve davacı- davalı kadın lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.” şeklinde karar vermiştir.  Bu karar Hukuk Genel Kuruluna direnme yolu ile gitmiş, YHGK, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin kararı doğrultusunda karar vermiştir.

Öğreti ve Yargıtay kararları doğrultusunda belirtmek gerekir ki Türk Medeni Kanununun evlilik birliğinin devamı için her iki tarafa yüklediği sorumlulukların yerine getirilmemesi, eşlerin birlik görevine aykırı hareket etmeleri evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma davalarında boşanma konusu davranışlardan sayılmaktadır.

26.08.2018

Avukat Gönül AKYASAN BİRSEN

YASAL UYARI