Kategoriler
Yazılarımız

Aldatıcı Reklamlara Karşı Tüketicinin, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun Hükümlerine Başvurması

Aldatıcı reklamın, BK, TTK ve TKHK bakımından ayrı ayrı sonuçları bulunmaktadır. Bu kanunlarda belirtilen haklar, aşağıda detaylı belirtileceği üzere tüketici açısından yarışır haldedir. Tüketicinin aynı sebepten dolayı hem TKHK hem Borçlar Kanunu’nda hem de TTK’da hak sahibi olabilmesi durumunda, tüketicinin bu hakları birbiri ile yarışacaktır. Hak sahibi olabilmenin şartları tamamlanmış ise, hâkim tüketicinin yararına olan hükmü res’en değerlendirip uygulamalıdır.

Tüketiciler, müşteri sıfatıyla yukarıdaki bütün davaları açabilirler. Tüketicilerin bu davaları açabilmeleri için haksız rekabetten yahut konumuz açısından özellikle aldatıcı reklamdan zarar görmüş olmaları gerekmektedir.

Aldatıcı reklam sonucunda sözleşme kurmaya çağırılan tüketiciden, malın veya hizmetin ayıplarının hile ile gizlendiği kabul edilmelidir. Zira günümüzde ortalama bir tüketici, taahhüt edilen malı veya hizmeti almaya niyetlendikten sonra, işlemi yapıp, büyük şirketlere olan güveni ve nasılsa standart sözleşmeyi değiştiremeyeceği gerçeği doğrultusunda gösterilen yere de imzasını atıp çıkmaktadır. Mala veya hizmete ilişkin uyarılmadığı ayıplarından da malı veya hizmeti kullanmaya başladıktan sonra haberi olmaktadır. Bu durumda, satıcı/sağlayıcının hile ile gizlediği ayıplarından ötürü tüketici, zamanaşımına takılmadan haklarını arayabilecektir. Öte yandan, satılanın ayıplı çıkması halinde tüketicinin; ayıp aynı zamanda eksik ifa oluşturuyor ise BK 96. maddesinin “Alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu kendisini hiç bir kusurun isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur.” hükmüne dayanarak tazminat isteyebileceği kabul edilmektedir.

Yukarıda da ifade edildiği üzere aldatıcı reklamın, BK, TTK ve TKHK bakımından ayrı ayrı sonuçları bulunmaktadır. Bu sonuçlardan TKHK kapsamında konuyu incelersek;

TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN ÇERÇEVESİNDE TÜKETİCİNİN KORUNMASI

Aldatıcı reklamlardan rakipler yanında asıl menfaati zarar görenler müşterilerdir. Yukarıda da ifade edildiği üzere aldatıcı reklama karşı BK, TTK dışında TKHK da korumaktadır.

TKHK DA REKLAMLARLA İLGİLİ DÜZENLEMELER

TKHK da reklamlarla ilgili “Ticari Reklam ve haksız Uygulamalar” başlığı altında iki madde bulunmaktadır. 61. Madde Ticari Reklam, 62. Madde ise Haksız Ticari Uygulamalar başlığını taşımaktadır. Bu itibarla 61. Ve 62. Maddenin, sadece aldatıcı reklamları düzenlediğini ileri sürmek zordur. 61. Madde tüm ticari reklamlar hakkında genel ilkeler koymaktadır. Bu nedenle 61. Maddenin uygulaması TKHK kapsamından daha geniştir. Bu maddenin, TTK 55. Maddesine ek getirdiğini, bu maddede eksik olan aldatıcı reklamları eklediğini ve genel olarak reklamların uyması gereken ilkeleri de belirttiğini kabul edebiliriz. Çünkü 61. Maddede haksız rekabet ilkelerini de aşan düzenlemeler bulunmaktadır.

TKHK 61. Maddesinde önce bir genel ilke getirilmiş, ikinci fıkrada da bazı reklamlar yasaklanmıştır.

TKHK’nin 8. Maddesi satıcı tarafından reklam ve ilan edilen vasıfların malda olmamasını ayıp saymıştır. Tüketicinin kanunda belirtilen seçimlik hakları kullanması söz konusu olabilir. Tüketici, maldaki vaat edilen vasıfların yokluğu nedeniyle maldan zarar görmüş ise, bu zararların tazmin için dava açabilir. Ancak her aldatıcı reklam 8. Madde anlamında vasıf vaadi olarak değerlendirilmeyebilir. Bu nedenle, aldatıcı reklamlarla mücadelede 8. Madde ile verilen haklar yeterli değildir.

Tüketiciler reklamda vaat edilen vasıfların tüketmiş oldukları mal ve hizmetlerde var olması gerektiği konusunda haklı bir beklenti içerisinde olmaktadır. Ancak reklamın aldatıcı ve yanıltıcı olması, yani reklamda vaat edilen vasıfların gerçekte var olmaması veya vaat edildiği şekilde gerçekleşmemesi gibi durumlarda tüketicilerin ayıplı mal ve hizmet hükümlerine başvurma hakları doğmaktadır.

Tüketicinin Seçimlik Hakları

Satıcının ayıp nedeniyle sorumluluğunun doğması için gerekli olan şartların varlığı halinde TKHK m.11/1 hükmü tüketiciye dört seçimlik hak tanımıştır. Söz konusu haklar şunlardır:

1-) Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme

2-) Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme

3-) Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme

4-) İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme

Tüketicinin bu dört seçimlik haktan başka TBK hükümleri çerçevesinde tazminat talep etme hakkı da bulunmaktadır (TKHK m.11/6). Tazminat talebi seçimlik haklardan biriyle beraber ileri sürülebileceği gibi, bağımsız olarak tek başına da ileri sürülebilir.

Tüketici durumun özelliğine göre seçimlik hakların tamamına sahipse, bunlardan yalnızca birini tercih edebilir. Aynı anda birden fazla seçimlik hakkın birlikte kullanılması mümkün değildir. Tüketici sahip olduğu seçimlik haklardan birini kullanmak istediğinde satıcı bu talebi yerine getirmek zorundadır (TKHK m.11/1).

AYIPLI HİZMETİN söz konusu olduğu durumlarda da kanun tüketiciye dört seçimlik hak tanımıştır. Bu haklar sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımını isteme ve hizmetin yeniden görülmesini isteme haklarıdır (TKHK m.15/1). Görüldüğü üzere ayıplı hizmet halinde tüketicinin sahip olduğu seçimlik haklar ile ayıplı mala ilişkin seçimlik haklar hemen hemen aynıdır. Yalnızca, ayıplı mal halinde malın ayıpsız benzeriyle değiştirilmesini isteme hakkı, ayıplı hizmette hizmetin yeniden görülmesini isteme hakkına dönüşmektedir.

TKHK m.9/2’de, satıcının reklamlarda yer alan vasıf vaadi kapsamındaki ifadeler sebebiyle ortaya çıkan sorumluluktan kurtulması imkânı getirilmiştir. Buna göre, “Satıcı, kendisinden kaynaklanmayan reklam yoluyla yapılan açıklamalardan haberdar olmadığını ve haberdar olmasının da kendisinden beklenemeyeceğini veya yapılan açıklamanın içeriğinin satış sözleşmesinin akdi anında düzeltilmiş olduğunu veya satış sözleşmesi kurulma kararının bu açıklama ile nedensellik bağı içinde olmadığını ispatladığı takdirde açıklamanın içeriği ile bağlı olmaz”.

Reklamlarda malın özelliğiyle ilgili olarak yer alan taahhütler taraflarca bilindiği için sözleşmenin içeriğine dâhil olmaktadır. Bu sebeple, satıcının yapmış olduğu reklam çerçevesinde sorumluluğu söz konusu olmaktadır. Ancak reklamın satıcı tarafından yapılmaması durumunda, satıcının reklamda yer alan açıklamalardan haberdar olmaması ve haberdar olmasının da kendisinden beklenemeyecek olması mümkündür. Böyle bir durumda ise satıcının reklamda yer alan taahhüt sebebiyle sorumlu tutulması doğru olmayacaktır.

Ayrıca satıcı, reklamda yer alan açıklamaların satış sözleşmesinin kurulması anında düzeltilmiş olduğunu ispat ettiği takdirde sorumluluktan kurtulabilir. Söz konusu düzeltme ise sonradan yapılacak yeni bir reklamla veya sözleşmenin kurulması öncesi tüketiciye gerekli açıklamaların yapılması ile gerçekleştirilebilir.

Satıcının reklamdaki açıklamalar sebebiyle sorumluluktan kurtulabilmesi için öngörülen son seçenek ise, satış sözleşmesi kurulma kararının reklamda yer alan açıklamalar ile nedensellik bağı içinde olmadığının ispatlanmasıdır. Başka bir deyişle satıcı, tüketicinin reklamda yer alan açıklamalardan etkilenmediğini, sözleşme kurma iradesinin söz konusu açıklamalardan bağımsız olarak ortaya çıktığını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.

Hâlihazırda yürürlükte olan TKHK’ya göre ise, reklamlarda yer alan özelliklerden dolayı tüketicinin ayıba ilişkin hükümlere başvurabilmesi için reklamın bizzat satıcı veya sağlayıcı tarafından yapılması şart değildir. Zira yukarıda değinildiği üzere, ayıplı mala ilişkin m.9/2 ve ayıplı hizmete ilişkin m.14/2 hükümlerinde satıcı ve sağlayıcının reklam yoluyla yapılan açıklamalar nedeniyle ortaya çıkan sorumluluktan kurtulabilmesi için bazı imkânlar getirilmiştir.

Öyleyse kural olarak satıcı ve sağlayıcı, bizzat yapmadıkları reklamlarda yer alan özellikler sebebiyle ortaya çıkan ayıptan da sorumludurlar. Ancak kanunun kendilerine sunduğu kurtuluş imkânlarından yararlandıkları ve bu çerçevede ispat yükümlülüklerini yerine getirdikleri takdirde sorumlu olmayacaklardır.

Avukat Gönül AKYASAN BİRSEN

06.04.2018

YASAL UYARI