Kategoriler
Yazılarımız

Aldatıcı Reklamlara Karşı Tüketicinin Borçlar Kanunu Hükümlerine Başvurması

Aldatıcı reklamın, BK, TTK ve TKHK bakımından ayrı ayrı sonuçları bulunmaktadır. Bu kanunlarda belirtilen haklar, aşağıda detaylı belirtileceği üzere tüketici açısından yarışır haldedir.

Tüketicinin aynı sebepten dolayı hem TKHK hem Borçlar Kanunu’nda hem de TTK’da hak sahibi olabilmesi durumunda, tüketicinin bu hakları birbiri ile yarışacaktır. Hak sahibi olabilmenin şartları tamamlanmış ise, hâkim tüketicinin yararına olan hükmü res’en değerlendirip uygulamalıdır.

TTK’nun 58. maddesi haksız rekabet sebebiyle açılabilecek davaları belirtmiş bulunmaktadır. Buna göre haksız rekabet sebebiyle açılabilecek hukuk davaları, tespit davası, men davası ve ref’i davasından ibarettir.

Tüketiciler, müşteri sıfatıyla yukarıdaki bütün davaları açabilirler. Tüketicilerin bu davaları açabilmeleri için haksız rekabetten yahut konumuz açısından özellikle aldatıcı reklamdan zarar görmüş olmaları gerekmektedir.

Aldatıcı reklam sonucunda sözleşme kurmaya çağırılan tüketiciden, malın veya hizmetin ayıplarının hile ile gizlendiği kabul edilmelidir. Zira günümüzde ortalama bir tüketici, taahhüt edilen malı veya hizmeti almaya niyetlendikten sonra, işlemi yapıp, büyük şirketlere olan güveni ve nasılsa standart sözleşmeyi değiştiremeyeceği gerçeği doğrultusunda gösterilen yere de imzasını atıp çıkmaktadır. Mala veya hizmete ilişkin uyarılmadığı ayıplarından da malı veya hizmeti kullanmaya başladıktan sonra haberi olmaktadır. Bu durumda, satıcı/sağlayıcının hile ile gizlediği ayıplarından ötürü tüketici, zamanaşımına takılmadan haklarını arayabilecektir. Öte yandan, satılanın ayıplı çıkması halinde tüketicinin; ayıp aynı zamanda eksik ifa oluşturuyor ise BK 96. maddesinin “Alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu kendisini hiç bir kusurun isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur.” hükmüne dayanarak tazminat isteyebileceği kabul edilmektedir.

Yukarıda da ifade edildiği üzere aldatıcı reklamın, BK, TTK ve TKHK bakımından ayrı ayrı sonuçları bulunmaktadır. Bu sonuçlardan Borçlar Kanunu kapsamını genel olarak ifade etme gerekirse;

BORÇLAR KANUNU ÇERÇEVESİNDE TÜKETİCİNİN KORUNMASI

BORÇLAR KANUNU’NUN ALDATMA(HİLE) HÜKÜMLERİ

Genel Olarak

TBK m.36/1 hükmüne göre, “Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir”. Aldatma, bir kimsenin hukuki bir işlem yapmasını sağlamak amacıyla onda kasıtlı olarak yanlış bir kanaat uyandırma veya zaten mevcut olan yanlış kanaati devam ettirme fiilidir. Yani aldatmada bir kimsenin hukuken caiz olmayan vasıtalar kullanılarak, kasıtlı bir biçimde yanılgıya düşürülmesi söz konusudur. Aldatma sonucu aldatılan kimsenin düştüğü yanılma ise, nitelik itibariyle bir saik yanılmasıdır. Zira aldatmada gerçekleşen irade sakatlığı, iradenin oluşması safhasında meydana gelmektedir. Başka bir deyişle, kişi beyan ettiği iradenin oluşmasına sebep olan saikte yanılmış ve bu yanılma sonucu irade ile beyan arasında uyumsuzluk hâsıl olmuştur.

Hukuka Aykırı Reklamlarda Aldatma Hükümlerinin Uygulanması

Tüketicinin hukuka aykırı reklamlara karşı korunmasında genel hükümler çerçevesinde başvurulabilecek yollardan ilki TBK m.36’da düzenlenen aldatma hükümleridir. Tüketicilerin hukuka aykırı reklam vasıtasıyla iradelerinin sakatlanması ve bu yolla sözleşme yapmaları pekâlâ mümkündür. Zira hukuka aykırı reklamların, özellikle de aldatıcı reklamların büyük çoğunluğunda aldatmaya yönelik fiil teşkil eden olumlu veya olumsuz bir davranış söz konusudur. Dolayısıyla hukuka aykırı bir reklama inanarak sözleşme yapan tüketicilerin, aldatmaya ilişkin hükümlere dayanarak sözleşmeyle bağlı olmadıklarını ileri sürme imkânları vardır. Ancak bunun ileri sürülebilmesi için, yukarıda bahsedilen aldatmaya ilişkin şartların reklamlar açısından var olup olmadığı incelenmelidir.

Aldatılan Tüketicinin Sahip Olduğu Haklar

  1. Sözleşmeyi İptal Etme Hakkı

TBK’nun irade bozukluğunun giderilmesi başlıklı 39. maddesine göre, “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır”. Söz konusu hüküm çerçevesinde, hukuka aykırı reklam sebebiyle aldatılan tüketici, aldatmayı öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde, sözleşmeyi iptal edebilir.

İptal hakkı, hukuki niteliği açısından bozucu yenilik doğuran bir haktır. Aldatılan taraf sözleşmeyle bağlı olmadığını, karşı tarafa varması gereken tek taraflı bir irade beyanıyla bildirebilir. Bu beyanın bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde bildirilmesi gerekmektedir. İptal hakkının kullanımı herhangi bir şekle tabi değildir. TBK’da irade bozukluklarında iptal hakkının kullanılabileceği azami süre ile ilgili herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.

Öğretide ise bu husus oldukça tartışmalıdır. Bir görüşe göre bu hususta kanunda bir boşluk olduğu kabul edilmeli ve bu boşluk sözleşmelerden doğan talep haklarına ilişkin on yıllık genel zamanaşımı süresine tabi olmalıdır. Karşıt görüşe göre ise, kanunda düzenlenmemiş bir üst sürenin yorum yoluyla getirilmesi ve bu suretle bir hakkın kullanılmasının sınırlanması mümkün değildir. Ancak sözleşmenin kurulmasının üzerinden uzun zaman geçtikten sonra öğrenilen bir aldatmaya dayanılarak iptal hakkının kullanılmak istenmesi durumunda, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde sorun çözülmelidir. Yargıtay önceleri birinci görüşü savunarak on yıllık bir üst sürenin uygulanması gerektiğini ifade etmiş, ancak daha sonra bu görüşünden dönerek herhangi bir üst sürenin söz konusu olmadığını belirtmiştir.

İptal hakkının kullanılmasıyla birlikte sözleşme hükümsüz hale gelir. Bu çerçevede tarafların iptal hakkının kullanılmasından önce ifa etmiş oldukları edimlerini geri isteme hakları vardır. Geri isteme hakkının dayanağı ise sebepsiz zenginleşme hükümleri olacaktır.

  1. Zararın Tazminini Talep Etme Hakkı

Aldatma halinde aldatılan kişi, sözleşmenin yapılması sebebiyle uğramış olduğu zararın tazmin edilmesini diğer taraftan talep edebilir. Ortaya çıkan zarardan sorumluluğun temelinde, sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk (culpa incontrahendo) yatmaktadır. Zira aldatan taraf, sözleşme öncesi aşamada üzerine düşen özen yükümlülüğünü yerine getirmemekte, kasıtlı olarak diğer tarafı aldatmaktadır.

Öte yandan aldatma fiili aynı zamanda bir haksız fiil teşkil etmektedir. Bu sebeple aldatma fiili dolayısıyla zarar gören taraf, haksız fiil hükümlerinden de yararlanabilir. Öyleyse, sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk ile haksız fiil sorumluluğu yarışacak, aldatılan taraf duruma göre bunlardan dilediğine dayanarak zararının tazminini talep edebilecektir.

Aldatılan tarafın zararının tazminini talep etme hakkı, sözleşmenin iptal edilmesine bağlı değildir. Başka bir deyişle, aldatılan taraf sözleşmeyi onamış olsa dahi aldatma sebebiyle uğradığı zararın tazmin edilmesini isteyebilir. Bu durum, ‘’Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz’’ hükmünü içeren TBK m.39/2’den açıkça anlaşılmaktadır.

  1. Daimi Def’i Hakkı

TBK m.72/2 hükmüne göre, “Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir”. Aldatma fiili aynı zamanda haksız fiil teşkil ettiğinden, hukuka aykırı reklam sebebiyle sözleşme yapan tüketicinin bu hükümden yararlanması mümkündür.

Aldatma sonucunda bir sözleşme yapan taraf, bir yıllık süre içinde iptal hakkını kullanmamış ve sözleşmeden doğan borcunu da henüz ifa etmemiş olursa, aldatmayı defi yoluyla ileri sürerek borcunu ifadan kaçınabilir. Ancak bu hakkın kullanılabilmesi için, diğer tarafın borcun yerine getirilmesini talep ve dava etmesi şarttır. Aksi takdirde daimi defi hakkından söz edilmesi mümkün değildir.

Avukat Gönül AKYASAN BİRSEN

06.04.2018

YASAL UYARI